bilgisayarİlk bilgisayarım
Oca 24 2008
Bilgisayarla ilk tanışmam babamın işyerinden getirdiği amiga500 ile oldu gibi bir cümleyle başlamayı çok isterdim bilgisayarla nasıl tanıştığımı anlatan yazıma. Hatta böyle başlasaydım muhtemelen şu an olduğumdan çok daha iyi bir yerde olurdum, ama olmadı. Bilgisayarı her çocuğun istediği gibi istedim bende. Bahsettiğim çıcuklar benim zamanımdaki ve benim şartlarımdakiler tabi, 79′ luyum ve zengin değilim, etrafımdakilerde değildi. O yüzden istediğim şeyle ne yapacağımı hiç bilmeden istiyordum. Tarihi hatırlamıyorum ama bilgisayara dair ilk hatırladığım görsel malzeme televizyon reklamıydı ve eskiden çok uzun süren işlemlerin artık daha kısa sürdüğünü anlatan, şimdi bile yapılabilen ve gerekçeleriyle sonucu bakımından şimdikilerle aynı sonucu çıkaran ve poüleritesinden hiçbirşey kaybetmeyen bilgisayarın hızı hususundaki reklamdı. Tabi bu işletim sistemi reklamıda olabilir 95 mesela yada 3.1. 3.1 olması daha muhtemel.
Babamdan bilgisayar istediğimde alamayız deyişine şaşırmamıştım ama almak istemediği, hatta çok saçma bulduğu için neden alamayız, sonrada mı alamayız gibi bir cevaplı diyaloğa girmemesine içerlemiştim. Halbuki ozamanda gazetelerde taksitle satışlar vardı. Çok sonralara yani benim miladım dediğim 98 yılına geldiğimizde artık çalışıyordum ve para biriktiriyordum ki ne biriktirme. İşyerim 3 km kadar uzaklıktaydı ve kış boyu bile yol parasından yırtmak için yürüyerek gidip geliyordum. Emrah’ ın anılarıyla karıştırılabilecek denli acıklı aslında ama tüm bunları bilgisayar için yapıyor oluşum olayın ruhuna ters tabi. Kuruş harcamadan 6 ayda 580 dolar kadar biriktirdim. Son zamanlardı, çalıştığım yerden gazetedeki ilanları arayıp fiyatlar konfigürasyonlar soruyorum arkadaşımla birlikte ama bişey anladığımda yok. Adam tek tek şu şukadar diyo ben pahalı bulduğum için ekran kartını alamsam onu sonra alırım diyorum. Ozaman onboard kavramıda yoktu galiba. Ama Turkaz vardı. Yine ne olduğunu bilmiyordum ama herkes windows 98 derken onlar Turkuaz diyodu ve ben onu istiyodum. Bu tutumum farklı olana olan takıntım sebebiyle. Şimdide aynı durum. Alternatifleri kullanırım hep yazılımda. Neyse gazetede ilanı gördüğümde bu dedim. Fiyatı tam cebimdeki kadar. Celeron 300, 3.2 gb hd,4mb 3d ekran kartı, 64 mb sd ram, 15 digital renkli ekran. Dükkan Eminönündeydi. Arkadaşımla birlikte gittim ve o berbat an, o hayal kırıklığı. Seçtiğim bilgisayar multimedia değilmiş. Yani cd rom, ses kartı ve hopörlörü yok. Dayanamadım aldım yinede. Adam kurarken 3.2 gb hd nin elinde kalmadığını, onun yerine farkını ödersem 4.3 verebileceğini söyledi. 5 dolarım vardı verdim. 1 gb daha fazla alanım oldu. Sonra jest yapıp çiçeği burnunda ışıl ışıl yanan grafikleriyle windows 98 kurdu bana, üstünede office 98. Uçuyoduk arkadaşla biz. Bi taraftanda dua ediyoduk ki adam kurulum için taktığı cdrom u üzerinde unutsun ama olmadı. Yüklendiğimiz gibi biri gemi iki vesaitle eve geldik. Arkadaşlar toplandı kurduk. Paint wordpad ekran koruyucu derken arkadaşım bilgisayar üzerindeki tüm hünerlerini sergilerken sevinçten içim içime sığmaz bi şekilde izliyorum. Babam geldi aynı hünerleri ona ben sergiledim bu sefer ama ben bişey anlamıyorum oğlum diyip gitti. Şov bitip herkes dağıldığında nasıl kapatacağımı bilemediğim, herşeyden çok istediğim makinayla baş başa kaldım. Ama bulamadım nereden kapanır bu, fişini çekemem zarar veririm derken şovun yıldızı arkadaşımı aradım tarif etti ama anlamadığıma kanaat getirmiş ki alt+f4 sonrada enter dedi en son. Ama daha sonraları bile, kapatmasını dahi bilmediğim, hatta onunla ne yapacağımı bilmediğim bi şeyi neden bukadar isteyerek sahip olduğumu sormadım kendime.
Çok zaman geçmemişti ama 16 bit quake ses kartım, quake hopörlörlerim ve 48 hızlı uzaktan kumandalı creative cd rom um olmuştu. Yani artık bilgisayarım tam teşekküllü ve en önemlisi multimedyaydı.
Artık herşey o ilk zamanlarki kadar heyecanlı değildi ta ki 1 diskete windows 98 i sığdırana kadar. Olay, okulda bilgisayar dersi görmüş, bildiklerini benimle paylaşma azminde olan kuzenimin parlak fikrinin gerçekten vücut bulmasıydı. Ama sonraları o bu anıyı anlatırken olayın kahramanı hep bendim. Disketle uğraşırken onuda al bunuda al derken birde baktık bilgisayarım simgesi disketin içinde. Allahım dedik nasıl olur. Tıkladık c, tıkladık windows, program files. Tıkladıkça tıklıyoruz herşey bunun içinde. Sevinçten uçuyoruz ama temkinide elden bırakmıyoruz. NAsıl olur ya 1.44 mb bu ama biz windows u sığdırdık işte. Hatta şu tarihi gaf hala kulaklarımdaki kuzenim -ercan abi biz kimsenin bulmadığı bişeyi bulmuş olabilir miyiz. Sonuçta koca hd yi sığdırmıştık diskete. O sırada memleketten gelmiş olan bir başka kuzenim - ki kendisi bilgisayar kursuna gidip sınavlarda 100 alarak sertifikasını almış, benim iletişim sistemi dediğim windowsu işletim sistemi o şeklinde çok açıklayıcı olmayan şekilde düzeltmişti- olmaması lazım ama bilmiyorum yinede diye olaya hiiç karışmak istemediğini belirten bir tavır içindeydi. Ben çıldırmıştım, disket elimde, kardeşime yaz diyodum, yaz üstüne windows 98 disketi. Kuzenimide sıkıştırıyodum bir yandan aynısından bende istiyorum. Aynısından istiyorum bende. Çabuk.
Altı yıl kullandım o bilgisayarımı. Seagate hd si ve power supply ı hala çalışır durumda. Duygusallıktan değil işe yaradıklarından saklıyorum.
Neyse, yazının sonunda biyere varmayacağım. Normaldede biyere varamadım zaten…
Bu yazıyı beğendiyseniz, şunları da sevmeniz olasıdır: |
En çok yorum yapılan yazılar |
ercanpolattt yazarının son 20 yazısı
- İyi şeylerden biri... - January 29th, 2008
- Linux saçmalıkları - January 24th, 2008








Hiç yorum yok; hadi birşeyler söyleyin!