Oca 21 2008
Blogmani’yi az önce açtım; yaklaşık 20 gün süren itiş-kakışın ardından…Daha birçok özellik eksik. 2 hafta sonra 0.22′ye atlayacağım ve 2 yeni özellikle birlikte, bazı aksilikleri de gidereceğim. (Bu arada uykum kaçtı ve bahsettiğim aksiliklerin neredeyse tamamını hallettim; artık 0.22a yerine 0.22b demek mümkün!)
Blogmani’ye üye olun ve yazın. Burada biraz farklı birşey deneyip, gerçek bir komünite oluşturmaya niyetlendim. Farkındaysanız, arkadaş arama ve ekleme özelliği var ki, bu özellik daha emeklemiyor bile. Garanti ediyorum, 1 aya kalmaz, bundan çok hoşlanacaksınız. Çok kapsamlı özellikler ekleyeceğim çünkü…
Burada yazarak, sizin gibi düşünen, ya da düşünmeyen, ama muhakkak medeni insanlarla kaynaşma fırsatı bulacaksınız. Çünkü rating amaçlı polemiklere kesinlikle taviz vermeyeceğim. Burada amacımız çok hit almak değil, nezih insanların dolaşmaktan keyif aldığı bir topluluk sitesi oluşturmak.
Blogmani’nin sizlere ihtiyacı var. Duyurun ve insanların kayıt olmalarını sağlayın. En geç 2 hafta içinde widget’larımız da gelecek; hatta bunların içinde çok hoşunuza gideceğini umduğum “sürpriz” bir eklenti var.
Dikkat ederseniz, avatar’ın yanında bir de WordPress logosu var. Buraya tıklayan, direk blogunuza geliyor. Ayrıca profil sayfanızda, sitenizin RSS beslemesi de var. Amacım, yazarları Blogmani içine hapsetmek değil, sitelerini de tanıtmak. Dolayısıyla, ne kadar çok yazarsanız, ana sayfada o kadar çok kalacaksınız ve daha çok kullanıcı blogunuzu keşfetme şansı bulacak.
Evet; başta bir kusurmuş gibi görünen bir özellik bu: ne kadar sık yazarsanız, o kadar çok ön sayfada kalıyorsunuz ve keşfedilme şansınız da bununla doğru orantılı olarak artıyor.
Facebook'da paylaş
Bu Yazıyı Paylaşın
Ara 06 2007
Son zamanlarda blog yazmak oldukça popüler; ancak özellikle erkekler arasında yaygın bir kanı var, o da kadınlardan iyi blog yazarı olamayacağı. Birçok kişiye göre kadınlar, bloglarında yemek tarifleri verip, dantel-örgü işleri ile ilgili püf noktalarını yazarlar. Biraz da aşkla meşkle ilgili konulara değinirler.
Pozitifpc editörü Barış Atasoy da blogunda yer alan bir yazısında bayanlara blog yazmaları için çağrıda bulunmuştu. Aynı çağrıyı ben de buradan yapmak istiyorum ve tüm bayanlara bu yanlış olan kanıyı hep birlikte değiştirmemiz için sesleniyorum.
Yemek tarifleri, aşk-meşk konuları ve örgü teknikleri haricinde ben de yazarım diyen hem cinslerim, sizi erkeklere karşı gövde gösterisi yapmaya davet ediyorum. Bu işe gerçekten zaman ayırmak isteyen arkadaşlar benimle bağlantıya geçebilirler.
Facebook'da paylaş
Bu Yazıyı Paylaşın
Kas 24 2007
Blograzzi’yi sayısız defalar eleştirdim ve sistemlerini hala beğenmiyorum-üstelik, bugün itibariyle 25. sırada olmama rağmen. Bugüne kadar, kimilerinin yaptığı gibi, önce yağlayıp ballayıp, sonra da istediğimi alamayınca bok atmış değilim.Eleştirirken de söylediğim iyi şeyler vardı: birincisi, “insan odaklı” bir şirket Inveon. Yazdığım her mesaja mutlaka 24 saatin altında bir sürede cevap verdiler, daha önce yazdığımı bu yüzden tekrarlıyorum: İleride, Inveon ile herhangi bir şekilde çalışma durumum olsa, kesinlikle çok rahat olurdum. Bunun dışında, sistemi, biraz yanlış bir tarafa gitse de, geliştirmek için çaba harcıyorlar. Aslında şu andaki tek menfi eleştirim, hit almak için bloglara yapılan yorumları ve verilen puanları öne çıkarmış olmaları.
Ama konu bu değil. Daha dün gece yarısı, “iğrenç bloglar” başlıklı bir girdi yazarak, otopsi, idam gibi iğrenç resim ve videolar yayınlayan insancıkları eleştirmiştim. Sapıklara da kendi aralarında takılıp, ne bileyim, birbirlerinin kulaklarını, bacaklarını filan yedikleri sürece karşı değilim. Gelgelelim, bu siteleri milyonlarca kişinin ulaşacağı şekilde yayınlıyorlarsa, gelen insanın 6 yaşında bir çocuk olduğuna bile aldırmadan rahatça sergileyip, bir de “daha fazla insana ulaşmak” adına hokkabazlık yapıyorlarsa, burada durdurulmaları gerekiyor.
Blograzzi’ye, aynen yukarıda bahsettiğim tarzda yayın yapan 3 blogu şikayet ettim. Daha aradan 24 saat geçmemişti ki, üstelik hafta sonu olmasına rağmen, Arda Kutsal cevap yollayıp bu blogların Blograzzi’den kaldırıldığını söylemiş. Ben de kendisine teşekkür ettim ve bunu duyurma ihtiyacı duydum. Aslında bu zaten yapılması gerekendi ama o kadar yozlaşmışız ki, insanlar böyle şeylere bile aldırış etmeyebiliyorlar. O yüzden, temel insani değerleri benimsemiş insanları/kurumları bile onore etmek zorundayız diye düşünüyorum. Kısacası, teşekkürler Blograzzi!
Facebook'da paylaş
Bu Yazıyı Paylaşın
Kas 24 2007
Hepimiz Facebook üyesi olduk neredeyse -bırakın şimdi ben olmadım ağazlaını- son üç ay içinde inanılmaz yol katetti Türkiye için Facebook. Öyleki; bu yılın sonunda 60 milyon üyeye ulaşmayı hedefliyorlarmış. Daha şimdiden en büyük fotoğraf ve haber barındıran sitesi olma yolunda. Her ay 4 milyon üye ekleniyor. Ayda 600 milyondan fazla arama yapılıyor. Toplam 30 milyar sayfaya bakılıyor. Günde 9 milyon fotoğraf ekleniyor. Siteye daha şimdiden 1.8 milyar fotoğraf eklendi. Üstelik kısa sürede dünyanın en çok ziyaret edilen 7’nci sitesi haline geldi. Facebook’ta 500 bini aşkın grup bulunuyor. Facebook’un en büyük kullanıcı grubu 17-25 yaş arası kızlar (yüzde 69). Üyeleri hakkında her gün 300 milyon bilgi notu güncelleyen Facebook, bu anlamda artık dünyanın en büyük kişisel haber sitesi halini almış.
Facebook, üyelerin fotoğraflarının ve şahsi bilgilerinin yer aldığı bir arkadaşlık ve sosyalleşme sitesi -sözde-. Birbirini tanıyan kişiler burada “arkadaş” olabiliyor. Sitenin birçok kişide “bağımlılık” yaratmasının nedeni ise statü ihtiyacı olarak açıklanabilir. Uzmanlar, arkadaş sahibi olmanın 21’inci yüzyılın statü sembolü haline geldiğini, Facebook’un da buna bir çeşitlilik sağladığını söylüyorlar -uzmanlar söylüyorsa inanacaksın
-.
Şimdi Facebook nedir? Ne değildir? Şeklinde ki ön bilgilerden sonra, gelelim makalenin gerçek amacına. Son zamanlarda basında çıkan haberler ve eleştiriler ışığında sizler için bazı bilgiler topladım. Bunların en can alıcılarından biri Facebook, yoksa aslında ‘Sexbook’ mu? Milliyet gazetesi konuyla ilgili bir haberinde; “Peki bu ‘sevgi yumağının’ altında yatan şey, sadece vefa ve dostluk duyguları mı? Hayır. Facebook’un en büyük vaatlerinden biri de seks. Hem bir olasılık olarak hem de düpedüz… Grup seks partilerinden, sapkın fantezilere sizin için facebook’un karanlık dehlizlerinde casusluk yaptık! Facebook çapkınlarının izini sürmeye başladık. Ve tam anlamıyla bir şok yaşadık. Şok yaşadık çünkü biz safça, buranın bir sosyalleşme ortamı, bir sevgi yumağı olduğunu düşünüyorduk. Hiç de öyle değilmiş: Meğer Facebook, ‘Sexbook’ olmuş! Facebook’ta tanışalım, Messenger’da kaynaşalım, sonra telefonlarımızı alalım ve buluşalım” şeklinde başlayıp ilerliyor işler…” değerlendirmesine yer vermiş.
Yazının devamını oku »
Facebook'da paylaş
Bu Yazıyı Paylaşın
Kas 14 2007
Bir arkadaşım “inanç ve Özgürlük” başlıklı makalemi okumuş ve makalenin sonunda neden kaynakça bölümü olmadığını merak etmiş. Yüzüm kızardı zira “kaynakça” bir makalenin olmazsa olmazlarındandır. Bu şekilde yazarın makalesini hazırlarken hangi kaynaklardan yararlandığı, nerelerden alıntılar yaptığı ve makalenin ne kadar derleme ne kadar orijinal olduğu anlaşılır. Bende derhal sayfama girip yayınlamış olduğum makalelerin alt kısmına “Kaynakça” bölümü ekledim ve yanlarına da “Bu makalede hiç bir kaynaktan alıntı yada derleme yapılmamıştır.” açıklamasını düştüm. (Makale yazarken bir cümle kadar bile olsa alıntı yada derleme yaparsam bunu kaynakçada belirtirim! Tamamen orijinal olanlara da bundan böyle yukarıdaki açıklamayı not düşüceceğim.)
Bu çok önemli bir konu zira fikir hırsızlığı özellikle ülkemizde diz boyu. En kötüsüde akademik camiamızdan çıkan fiyaskolar. Bir çok akademisyen oradan buradan arakladıkları fikirleri makale, hatta tez haline getirip bu derlemeleri gene akademik camiaya yutturmaya çalışmaktadır. (Hatta bazıları abartıp kelimesi kelimesine araklama kitaplar yayınlamıştır. Bunlar hırsızlığın yüz karası “fikir hırsızlığı” suçunu ömür boyu sırtlarında taşımaya mahkum olan zavallılardır.)
Ancak günümüzde fikir hırsızlığının hat safhaya ulaştığı bir yer varsa o da internet ortamıdır. Sadece internet üzerinden makale, hikaye, roman, şiir gibi fikri çalışmaları yayınlamanın en büyük dezavantajı basılı yayıncılıktaki tasdik mekanizmasının burada işlemiyor olması. Eseriniz basılıp yayınlandığında bir ISBN alır. (International Standart Book Number) Bu şekilde çalışmanın kim tarafından ne zaman yayınlandığı otomatik olarak tasdiklenir. Böylece bir itham yada hırsızlık durumunda ISBN -telif hakkı koruyucu bir sistem olmasada- size kendinizi savunabileceğiniz resmi bir delil sağlar. İnternet ortamında da ISBN gibi işleyecek bir mekanizmaya ihtiyaç var. Ancak bu hizmet dünya çapında saygın ve kar amacı gütmeyen bir kurum tarafından sağlanmalı. (Mesela üniversiteler bu iş için uygun bir zemine sahipler. Bizden de ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi gibi üniversiteler böyle bir projeyi üstlenerek dünya çapında bir ilke imza atabilir. -Sizce böyle bir olasılık varmı…?)
Yazının devamını oku »
Facebook'da paylaş
Bu Yazıyı Paylaşın